
Bu akşam güneşi acayip bir şey. Neye vurursa, instagram filtresi etkisi yaratıyor 😉 Cannes‘daki otelimiz Radisson Blu 1835 Hotel & Thalasso‘nun terasında akşam güneşini batırma suretiyle bol bol fotoğraf da çektik. Bakalım akşam güneşinde Cannes nasılmış? 😉

Cannes‘a varışımız başımıza gelen aksilik yüzünden bir hayli gecikse de, otelde ve şehrin en sevimli sokaklarından biri olan Rue du Suquet‘de geçen zamanız bizi fazlasıyla cezbetti.

Bir önceki Güney Fransa postunda bahsettiğim gibi Nice’den Cannes’a geçişimiz bir hayli olaylı oldu. Otobüsler birden greve girince, biz de birden bir fransızın peşine takılıp, soluğu diğer alternatif yol olan, tren istasyonunda aldık. Meğer istasyonda değil, garda almalıymışız 🙂 Gebze-Harem banliyö treninin fransız versiyonu maalesef güvenlik kontrolünden çok uzak, 15-16yaşındaki göçmen kökenli gençlerin sürpriz ve tehlikeli heyecanlar peşinde koştuğu bir haldeydi. Hırsızlığa teşebbüs, ellerinde jiletler, bıçaklar, her yerimizi saran, ne istediğini bilmeyen gençler arasında maalesef koca valizlerimizle ve bizim gibi birkaç korkmuş turistle 2 saat kalakaldık. Çok şükür ki başımıza hiç bir şey gelmedi ama hayatımızdan birkaç yıl götürdü. Bu can sıkıcı olayı paylaşmamın tek nedeni, bizim düştüğümüz hataya sizin düşmemeniz. Biz ne kadar çok özel bir durum yaşasak da, ne olur ne olmaz eğer sizin de başınıza grev yüzünden böyle bir aksilik gelirse, lütfen banliyö treni yerine, Gare de Nice’den TGV‘ye binin. Hem daha sık, hem daha güvenli ve banliyölerde durmuyor. Cannes’dan Marseille’e geçişte bu hataya 2. kez düşmeyip, 1.sınıf kompartmandan bilet aldık. Bu seferde hayatımın en lüks tren yolculuğunu yaptım desem yeridir. 🙂 Bu küçük ama önemli uyarıyı yapıp, kaldığım yerden renkli postlara devam ediyorum.
#gununkahvesi keyfime bu aralar güzel haberler eşlik ediyor. Sizlerle de bu mutluluğumu paylaşmak istedim. Herkese güzel Pazarlar & Pazar okumaları 😉
Cengiz Semercioğlu‘nun off ne giysem ile yazdığı ve beni mutluluktan havalara uçuran yazısını bu linkten okuyabilirsiniz.

20.07.2012 – Hürriyet Kelebek

İllüstrasyonlar: Isabelle Kessedjian – Kalpler: Karşıma çıktıkları heryerden 🙂 – Momiji Plu&Pia: bywonderland.com

Herkesin hayalinde hayatının bir bölümünde, kısa ya da uzun mutlaka yaşamak istediği bir şehir vardır. Benim hayalim hep Paris’te yaşamaktı. 13 yıl fransız okullarında sabırla okumamın nedeni de bu hayale bağlıyorum. Paris’e gitmek istiyorum diye haykırdığım bu postu hatırlar mısınız? Peki ya sonra Air France’ın benim ve şanslı bir off ne giysem okuyucusu için yaptığı bu jesti? Hayaller bazen, yüksek sesle söylenince ve kalben de inanınca oluyor. Evren denene, yaşım ilerledikçe daha çok inanmaya başladım. Çok çalışıp, çok istemek kadar çok inanmak da önemli. Umarım bir gün herkes hayal ettiği şehirde hayal ettiği kadar yaşar 🙂
