2016 Yılının Arşivi

Mavi

4 Yorum | Devamını Oku

Alaçatı sokaklarında emaye kap&kaçaklara ve o enfes kapılara doyamadığım masmavi bir günden. 🙂 Alaçatı’da çok da tatlı 2 video çekmiştik. Henüz izlemediyseniz hemen bu ve şu linkteler. Alaçatı sezonu erkenden açtık şimdi de Akyaka sezonunu açmaya gidiyoruz! Kite arası blogu, instagramı ve snapchat’i aktif tutacağıma emin olabilirsiniz. Dönüşte videosu da youtube’da, söz!

Küba’yı tek kelimeyle ifade etmek zor. Ama aklına gelen ilk kelime hangisi derseniz, kesinlikle; renk. 60lardan kalmış klasik amerikan arabaları, pastel renklere boyanmış evler, karşınıza çıkan purolu şahane kadınlar, hemen havaya girmenizi sağlayacak enfes bir müzik. İlk Küba izlenimim ne kadar keyifliyse, günler geçtikçe kendinizi, memleket meselelerini, sosyalizmi, dünyayı, sorgulamanız da an meselesi. Çünkü bu ülke keyifli olduğu kadar zor da. Sosyalizmin sunduğu eğitim, sağlık gibi herkese eşit sunulan haklar kadar, ambargo nedeniyle bir dolu imkansızlığın da yaşandığı bir ülke. Turizme açılmasıyla, Fidel’in de deyimiyle kabul edilebilir bir deformasyon geçiren bu ülkeyi evet bir gün herkes görmeli de, fırsat eşitsizliği yarattığı için sanki görmemeli de. Mesela bir memur 35 dolar kazanırken, turizmle ilgilenen herhangi biri, 2-3 günde rahatlıkla bu parayı kazanabiliyor. Bu arada bu eşitsizliği yaratmanın ardında halkın ve tursitlerin kullandığı farklı 2 para birimi yatıyor. Ucuz bir ülke olduğunu söyleyemem. Zira 1 cuc, 1 euro civarında. Lokal halkın kullandığı para birimi cup’un ise 25 katı. Maaşını cup ile alan bir doktor, turistlerden sadace bahşiş olarak cuc alan birinden maalesef az kazanıyor. Çok paradan bahsettim, kusura bakmayın ama sosyalizme ters bir durum yaratıyor işte bu durum. Bu arada çoğu yeri devlet işletiyor. Oteli de restoranı da. Turist olarak paladar ismi verilen, lokal halkın evinde yemek yiyebilir, ya da yine casa particular denen evlerinde bir odada da kalabilirsinz. Ek kazanç sağlayan bu turiste yönelik sistemde, yine fırsat eşitliğini bozmamak adına devlet, elde edilen gelirin yüzde 60ını vergi olarak alıyormuş.

Küba seyahatini anlatmaya nerden başlasam, o kadar özel anı, fotoğrafı, hikayeyi, gördüklerimi nasıl toparlasam diye düşünürken, katıldığım en nefes kesici etkinlikten; 1 Mayıs yürüyüşünden başlamak istedim. Sabah 05:45te, 20-30 kişilik bir türk grup olarak, henüz havanın aydınlanmasına nerdeyse 2 saat varken otelden ayrıldık. Karanlıkta Devrim Meydanı’na yürürken, her köşe başında gruba katılanlarla daha da çoğaldık. Etrafta kamyonlar dolusu insanın, Havana’nın dışındaki köylerden  sabahın bu saatinde kalkıp geldiğini görünce şaşırıp kaldık. Hava 07:00de aydınlandığında, onbinler sandığım kalabalıkta meğersem yarım milyon insan varmış. Müzikle, dansla, her ülke bayrağının dalgalandığı, olaysız, medenice, çoşkuyla 1 Mayıs’ı kutladık.   Etrafta ne toma, ne asker, ne omzuma çarpan bir insan. Sadece bu çoşkuya sizi de katıp yürüyen yüzbinler vardı. Babasının omzunda uyuya kalanı da, kmlerce uzaktan gelip, sabah 9da evine tekrar geri dönmeye çalışanı da. Bu kadar omuz omuza olmalarına gıpta edip, kim bilir bizde şimdi neler oluyordur diye iç geçirmedim değil.

Bu şahane tecrübeyi yaşattığı için Vip Turizm‘e de koccaman teşekkürler. Postların devamı gelene kadar, instagram’da #billurcubadiary ve #vipileküba etiketleriyle paylaştığımız rengarenk fotoğraflara da mutlaka bakın derim. Hikayeleriyle de yakında blogda da bol paylaşıcam.

Küba’dan herkese merhaba! Blog ve youtube bir süredir sessiz kaldı maalesef. Küba’da internet sadece otellerde var. Kazı kazan gibi bir kartı alıp, Etecsa adı, wifi’yı olan çok çok sınırlı bir kaç yerde de kullanabiliyorsunuz. Instagram‘da Türkiye saatine göre sabah karşı ardarda koyduğum bir sürü fotoğraf var ama yine de bu güzellikleri paylaşmaya yetmez. Dönüşte fotoğraf ve videolarla acısını çıkaracağım söz!