Beton hakimiyetinden toprak kokusu artık gelmese de, barajlara bu yağmur etki etmese de, şehrin altyapısı iflas edip valimiz durumla dalga geçse de, yağmur demek bereket demek. Bu 2 gün sokağa çıkarken en sağlam şemsiyenizi yanınıza alın. Hatta, sahil tarafına doğru gidecekseniz çizmelerinizi geçiriverip, en yakın can simidine sarılın. Fıkra gibi memlekette, fıkralara konu olmayın. Ben de ayakkabıları değişip, bir yağmurluk geçiriveriyim. 😉
Haftasonu uzun zamandır aklımızda olan fotoğraf makinalarını denemek için Sirkeci’deki Hayyam Pasajı’na gidip, hiç birini denemeye fırsat bulamadan, hiç aklımızda olmayan bir makina alıp çıktık. Artık nur topu gibi bir de Fuji X-T1’miz oldu. Alır almaz içindeki azıcık şarjla çıkan bu ilk kareler, onunla çok iyi anlaşacağımızın habercisi oldu bile! Ama artık 5 yılın sonunda sanırım ‘fotoşop’ da öğrenmenin vakti geldi. Zira kendisi detay avcısı çıktı! Yeni oyuncağımızla çok daha güzel kareler yakalamak üzere!
Haziran demek yaz demek! Doğum günüm demek, yıldönümü demek, en sevdiğim ay demek! Geçen seneye kadar. Geçen yıldan tek hatırladığım ne kadar ağladım(ız), kızdığım(ız), isyanım(ız), çaresizliğim(iz). Hiç bir şeyi unutmadık, unutmayacağız. Hayat yarın da bugün gibi devam edecek. Yağmur pes edip dinecek, güneş ‘hadi işe az ara ver de, tatile çık’ diye daha fazla parlayacak, Haziran yine en sevdiğim ay olacak. Bu düzen de bir gün yine Haziran kadar güzel olacak. Usul usul izlemekle değil, sokağa dökülmekle değil, mucize ile değil, ama sabırla, ama inanarak…
