
Bir önceki Güney Fransa postunda bahsettiğim gibi Nice’den Cannes’a geçişimiz bir hayli olaylı oldu. Otobüsler birden greve girince, biz de birden bir fransızın peşine takılıp, soluğu diğer alternatif yol olan, tren istasyonunda aldık. Meğer istasyonda değil, garda almalıymışız 🙂 Gebze-Harem banliyö treninin fransız versiyonu maalesef güvenlik kontrolünden çok uzak, 15-16yaşındaki göçmen kökenli gençlerin sürpriz ve tehlikeli heyecanlar peşinde koştuğu bir haldeydi. Hırsızlığa teşebbüs, ellerinde jiletler, bıçaklar, her yerimizi saran, ne istediğini bilmeyen gençler arasında maalesef koca valizlerimizle ve bizim gibi birkaç korkmuş turistle 2 saat kalakaldık. Çok şükür ki başımıza hiç bir şey gelmedi ama hayatımızdan birkaç yıl götürdü. Bu can sıkıcı olayı paylaşmamın tek nedeni, bizim düştüğümüz hataya sizin düşmemeniz. Biz ne kadar çok özel bir durum yaşasak da, ne olur ne olmaz eğer sizin de başınıza grev yüzünden böyle bir aksilik gelirse, lütfen banliyö treni yerine, Gare de Nice’den TGV‘ye binin. Hem daha sık, hem daha güvenli ve banliyölerde durmuyor. Cannes’dan Marseille’e geçişte bu hataya 2. kez düşmeyip, 1.sınıf kompartmandan bilet aldık. Bu seferde hayatımın en lüks tren yolculuğunu yaptım desem yeridir. 🙂 Bu küçük ama önemli uyarıyı yapıp, kaldığım yerden renkli postlara devam ediyorum.

Bu postu yapmadan önce çok düşündüm. Bazen ben de yeterince asap bozucu olabiliyormuşum onu gördüm. 😉 Geçtiğimiz hafta havada karada zıp zıp zıplarken, Fransız Riverasını fethedicem diye dolap beygiri gibi ordan oraya koştururken, döndüğümde 6.000fotoğraflık bir havuz içinde, bilgisayar karşında eriyeceğimi düşünememiştim tabii.. Şu an ben de bu fotoğraflara bakıp acı çekiyorum dersem belki hafifletici nedenlerden daha az asap bozucu olabilirim, ne dersiniz? 😉

Güney Fransa tatilinde 2.rotamız Nice oldu. Nice ile ilgili bir dolu post sırada bekleye dursun, otele varır varmaz bizi karşılayan plaj ve manzarayla ilk posta başlamak istiyorum. Air France ve Radisson sponsorluğu ile çıktığım Güney Fransa tatilimin notlarını kısa ve öz paylaşmak isterdim ama maalesef mümkün değil. 🙂 Binlerce fotoğraf arasında seçim yapmak çok zor. Bol fotoğraflı, bol adresli, bol tüyolu, bol ilhamlı postlara hazırsanız hemen başlıyorum! Rotamızın ilk durağı; Toulouse! Bu şehre ‘la vie en rose’ pembe şehir denilmesinin nedenlerini ben kendimce; etrafta hüküm süren romantik ve pastel renklere, geniş meydanlara açılan daracık sokaklara, o rengarenk panjurlara, ve tüm şehri kısacık bir sürede keyifle gezmenize olanak sağlayan bisiklet kiralama konforuna bağlıyorum. 🙂


